Türkiye Televizyon Yayıncılık Sektöründen Hikayeler..

Televizyon cihazları akşam saat altı civarında bayrak töreni ile açılır, uzaktan kumanda olmadan, zapping yapmadan ciddi, nitelikli ve siyah beyaz olan tek kanalımız TRT’de huzur ve huşu içinde insanlar haberleri izler, arkasından birkaç şarkı – türkü dinler, bir dizi seyreder ve gecenin sonunda yine bayrak törenli kapanış seremonisi ile televizyon cihazının önüne gidilerek kapatma tuşuna basılırdı.


Televizyon ekranında henüz Reha Muhtar gibi ankırmenler, Kuşum Aydın gibi filozoflar, Seda Sayan gibi psikologlarda icat edilmediği için; insanların sinir sistemleri ve vücut metabolizmaları sağlıklı çalışırdı.

Derken .. ilk darbe TRT’den geldi !
İkinci kanal diye bir icat çıkarmışlardı ?
Çok geçmeden Ankara, İstanbul , İzmir gibi büyük şehirlerimizdeki yüksek tepelerdeki verici antenlerinden test yayınları izlenmeye başlanıldı.

Bu gelişmeyle birlikte kısa bir süre içinde televizyon cihazlarımız birden fazla kanala sahip olarak uzaktan kumanda ile kontrol edilebilir hale getirildi.
Bir süre sonra da; zamanın reisicumhurunun oğlu küçük Özal’ımız ikinci ve daha büyük bombayı patlattı !

Memleketimize öyle bir yeni teknoloji getirecekti ki; hem gökten alınacak, hem devletten bağımsız olacak, hemde renkli ve sansürsüz olacaktı !
Kanunu, yönetmeliği, usulü hazırlanmadan bu yeni icat da kısa bir süre sonra devreye girdi.

Birkaç ay sonra; televizyon ve beyaz eşya satıcısı mağazalarımızın vitrinlerindeki televizyon ekranlarında o ana kadar hiç te alışık olmadığımız yabancı renkli erotik müzik klipleri, yabancı diziler, filmler, yurtdışı futbol liglerinden maçlar gibi görüntülerle karşılaştık.
Büyük tencere kapağı şeklinde bir anten ve yanında siyah renkli cihaz; Magic Box !

Yani diğer adıyla; harika kutu.
Bu Mecik Box öyle harika bişeydi ki ?
Bırakın yabancı erotik müzik kliplerini ve maç naklini; Amerikalı dostlarımızın komşumuz Irak şehirlerini bombalamasını ve yüzbinlerce insanı öldürmesini; sanki bir havâi fişek gösterisindeki ses ve ışık şölenine büründürülmüş haliyle CNN televizyonuna bağlanarak naklen vermeyi becerebiliyorlardı.
Ve böylece bizlere komşu, dindaş, ırkdaş koskoca bir ülke yerle bir edilirken; çekirdek yiyip çay içerek izleme zevki nasip olmuştu !

Küçük Özal’ımızın ve onun ortağı büyük holdingin patronunun oğlunun harika kutusuna karşı rekabette kısa zamanda diğer holdinglerimiz de devreye girince özel televizyon kanal sayımız artmaya, her mahalleye bir radyo vericisi, kasaba ve şehirlerdeki her tepeye bikaç televizyon vericisi konularak ülkemiz kısa bir dönemde televizyon ve radyo kanalları cenneti haline geldi.

Bu hızlı teknolojik ve görsel değişimin sonunda; birden elimizde televizyon ve mecik boks kutusunun kumanda aletlerini, karşımızda çok sayıda televizyon kanallarını, radyo cihazımızda her milimde bir radyo istasyonlarını bulduk.
Elimizde kumandalar ve kendi irademizle seçeceğimiz kanalları görünce; özgürleştiğimizi, demokratikleştiğimizi, modern toplumlara entegre olarak mutlu ve müreffeh yarınlarda güç ve kontrolün artık bizlerin elinde olacağını zannettik !

Önceleri sadece söz vardı. Düşünürler, bilenler, eğitmenler konuşur anlatırlardı.

Dinleyenler hafızasına alır, bilgiler, hikâyeler, efsaneler bu yöntemle iletilir ve sonraki nesillere aktarımı bu yolla devam ederdi.Bu dönemde insanların söz, hafıza ve dinleme – konuşma yetenekleri çok daha gelişkindi.
Sonra yazı geldi. Binbeşyüzlü yıllar ile birlikte sözler, bilgiler, hikâyeler yazılarak matba makinasıyla basıldı çoğaltıldı.Etkinliği günümüze kadar sürmekte olan kitap yaygınlaştı.

Son olarak ta; teknolojinin getirdiği olanaklarla imaj / görsellik her şeyin önüne geçti.
Bilgi, haber, her türlü enfermasyon görsel ağırlıklı sunularak manüple edilip algılanmaya ve tüketilmeye başlandı.

Her şeyin görsel bir eğlence biçimi haline getirilip; nitelik, içerik, doğru, iyi ve haklı olanın medya enformasyonu bombardımanıyla önemsizleştirildiği, hafızanın, insanlık değerlerinin kaybolduğu ..
bir sayfalık yazının bile fazla geldiği, resimlerin, videoların, televizyonun insan beyinlerini formatladığı çakma, sanal, yapay bir ‘’İmaj herşeydir‘’ dünyasına girdik.

Uydu Dünyası Dergisi / 2006 yazıları.