Dijital Evrenlerin Analog Dünyalıları

Yaşamakta olduğumuz gezegendeki insan neslinin dünyayı algılama şekli analogdur. İnsanlar duyu organlarına gelen analog verileri; görme, duyma, hissetme, tadma ve koklama organlarıyla çözümleyerek beyinlerinde tanımlar ve değerlendirirler.
Onaltı - onaltıbin hertz değerleri arasını duyar, dört ile yedi bin angström ışık boyları arasını görür (1 ångström santimetrenin yüz milyonda biridir) ve bunun benzeri okyanustaki bir damla benzeri algıladıkları verileri tadıp, koklayıp, hissederek ''bunlar var'' derler.

Bunun sonucunda da bu verilerden oluşturdukları – yarattıkları kendi dünyalarında yaşar ve ölürler.

Eksi sonsuzdan.. artı sonsuza var olan sınırsız boyutlardaki evrensel sistemin öz yapısı ve çalışma sistemi dijital / sayısaldır.

Modern fizik kuramının günümüz üst düzey ölçüm, hesaplama ve gözlemlerle varılan güncel çözümlenmesinde; evrenin her zerresinde varolan yapının; madde, atom, çekirdek, elektron, proton, nötron, quark.. frekanslar, kuantsal enerji boyutlarıyla özüne doğru inildiğinde; en son noktada var olanın salt bilgi / data olduğu görülmüştür.

Data da; bir an için var olan ve sonra olmayanı tanımlamak, değerlendirmek için adını bir / sıfır olarak koyduğumuz sayısal / dijital veri, bilgidir.

İnsan nesli yapısı gereği direk olarak gelen datayı – sayısalı; görmez, duymaz, hissetmez, algılayamaz.Beynn bilgiyi/datayı analogy yaparak, suretlendirerek kişinin dünyasını oluştur
Bu yüzden; yaşadığımız bu döneme kadar dünyaya gelip geçmiş tüm üst düzey bilim insanları, düşünürler, alimler, bilginler; keşfettiklerini öğrendiklerini insanlara hep analog sisteme dönüştürerek tarif etmeye, formüle edip açıklamaya, anlatmaya çalışmışlardır.

Yine bu muazzam, kusursuz dijital evrensel sistemde; herhangi bir noktadan.. diğer bir noktaya data - bilgi, ses, görüntü iletimi – kaydı yapmak istediğimizde; en az kayıp ve orjinaline en yakın bir sonuç almak için bu işlemi sayısala (dijitâle) çevirerek yapmamız gereklidir.

Dijital evrenin iç içe geçmiş sonsuz boyutlarındaki sınırsız verilerin orjinaline yakın haliyle bozulmadan iletmek, depolamak, onarmak, dönüştürmek olanaklıdır. Sayısal evrenin orjini gereği bu tür işlemler sade, yalın, dış etkilerden en az etkilenen yöntemle çok daha güvenli, öz yapısı bozulmadan tekrarlanabilir şekilde dijital değerlerle yapılabilir.

Analog yapı – veri ise; iletim ortamında bozulmaya çok daha yatkın, zayıflaması daha kolay, depolanması barındırılması zor verilerdir. Fakat sonuç olarak; neyi iletmek, dönüştürmek, çoğaltmak  istesek te, en son noktada bu değerleri analoğa çevirerek, analogy / benzetim yaparak insanların analog çalışan duyu organlarına ulaştırmamız gerekmektedir.

Bu dönüşüm sonucunda da; her bireyin kendi dünyalarında oluşturdukları kendine özel gerçekliğin "algılayıcıları" tarafından oluşturulduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Temelleri Einstein tarafından atılan kuantum fiziğinin bugün vardığı son çözümleme de; insanların kendi beyinlerinde var kabul ettikleri üç boyutlu dünyalarının ‘’ et beyin zannedilen quantsal beyinlerinin dataları çözümlemesiyle oluştuğunu’’ söylemektedir.

‘’ O mahiler, derya içredirler ki deryayı bilmezler ‘’ şiirindeki suda yaşayan balığın suyu bilmemesi benzetmesi; makrokozmos ve mikrokozmos boyutundan bakıldığında da dijital evren okyanusunda yaşayan insan için de geçerlidir.

Gezegenimizden yaklaşık üçyüzseksenbeş bin km. uzaklıktaki Ay yüzeyine araç ve insanın ulaşması, ortalama altmış milyon km. mesafedeki Mars'a indirilen keşif araçları gibi evrensel değerlere göre küçük ilerlemeler dahil hep bu ''dijital evren'' gerçeğinin teknolojiye uyarlanması geliştirilmesi sonucu gelinen aşamalardır.

" İnsan algısı, maddenin daha temel bir boyutunda, yani atomaltı boyutta gerçekleşmektedir. Bizler nesnelerin kendilerini değil, sadece onlara ait kuantum bilgilerini görür ve bunlardan da dış dünya imajımızı meydana getiririz.
Kuantum Bilgileri de Sıfır Noktası Alanında kayıtlı olduğuna göre dünyayı algılama, kendimizi sıfır noktası alanına, yani Boşluğa ayarlamakla aynı anlama gelir." Apollo 14 Astronotu Edgar Mithcell

'' Buradaki hayatımda kendi küçük hard diskimi kayıt yapıyor aynı zamanda sürekli olarak kuantum alanlarına yani gerçekliğin internetine de kayıt yapıyorum. O zaman bu kayıtlar beden ölümümden sonra kaybolmazlar.
İnsanlarla yaptığım her konuşmamda ruhsal bütünlüğün bir parçası oluyorum. Ben ne kadar sen idiysem, o kadar ben ve diğer her şey ölümsüzdür." Max Planc Enstitüsü Md. Prf. Hans Pete Durr
Aralık - 2015